Bana sorulan “garip” soruların “dobra” cevapları -4

Soru geldi geçenlerde:
“Siz hiç kavga etmez misiniz? Eşin dört dörtlük mü ya da sen hiç sinirlenmez misin? Hiç mi tartışmıyorsunuz?”

Vallahi, ne yalan söyleyeyim; içten içe böyle düşünüp nazar değdirendense böyle açık açık meraklandığını soran kişileri tercih ederim.

Soruların cevabına gelince:
Biz ÇOK kavga ederiz. Kavga etmememiz bir mucize olurdu. Hatta sanırım doğaya ters düşerdi. Eşim Alman, ben Türk-Afrika melezi. O erkek, ben kadın. O fabrikada makina şefi, ben sanatçı. O sakin, ben heyecanlı. O çekingen, ben girişken.
Bazen aramızda yanlış anlaşılmalar oluyor, bazen benim kadın nazım, onun erkek gururu tutuyor; bazen o erken geliyor, ben geç kalıyorum…. Tartışmaya bahane çok! Bazen tozdan dumandan, unufak sebeplerle; bazen tarihe geçilecek sebeplerle, kapı duvar yıkarak kavga ederiz hem de!

Ama biz çok severiz birbirimizi. Hiç bir kavganın ardından hiç bir kırgınlık kalmaz. Çünkü pişman olmayı, bazen haklı olan karşı taraf da olsa özür dilemeyi, gönül almayı biliriz. Hiç bir kavganın asıl istediğimiz olan “birlikte yaşlanma” hayalinin önüne geçmesine izin vermeyiz.

İstenirse bin türlü neden bulunabilir, evet. Ama biz hataların “insana dair” olduğunu hatırlarız. Pire yüzünden yorgan yakacağımıza birlikte geçirdiğimiz güzel anlara, birbirimizi mutlu ettiğimiz dakikalara konsantre oluruz. “Bana şunu yaptı” listesini illâ saymaya başlayacaksak, o listede olumsuzlardan çok olumlular olur hep. “Beni gıcık etti evet, ama açlıktan ellerim titrerken önüme bir tas sıcak çorba koyan da oydu.” deriz meselâ.

Duvarlarımızda kavga gürültüleri yankılanır elbet, ama onlardan daha çok kahkahalarımız duyulur. Sinirle birbirimizin üstünden yorgan çektiğimiz de olur elbet ama, tek yorgan altında koyun koyuna uyumalarımız daha fazladır.

“Evlilik” bunun adı sonuçta. Hep karşıdan bekleyerek yürümeyecek bir şey bu. Masallara konu olacak aşklar bile tükenir gider hayatın sıradanlığında. Halbuki aşkı canlı tutmak öyle sanıldığı kadar zor değildir aslında. Sadece tek bir gül tanesi, şömine ateşi veya bir kadeh şarap değildir romantik olan. Sen saçlarını döküp de 50 kilo aldığında, kendini en çirkin hissettiğin anda, aynana iliştirilmiş bir iltifattır romantik olan. Yanından çıtır kızlar geçerken, onun senin gözlerine aşkla bakmasıdır romantiklik. Ya da onun yaptığı, seni deli edecek, mantık sınırlarını zorlayacak abuk sabuk hatalara, çoğu zaman kendini zorlayıp gülüp geçmektir romantiklik. Değmeyecek şeyler için birbirini kırmama kararı almaktır. Tüm kavgaların ardından yine birbirine sarılabiliyorsan, sorunları kavga etmeden çözmeye çabalamaktır.

Ama ne yalan söyleyeyim; kavga candır aslında. Adrenalin salgılar vücut, şöyle bir silkelenir, kendine gelirsin. Karşındakini de en çok kavgalar sırasında tanırsın aslında. Onun en kötü, en sinir olduğun, en gıcık yanlarını kavgalar esnasında tanırsın. Ve eğer buna rağmen onu sevmeye ve koşulsuz affedip ciğerine sokacak kadar sarılmaya devam ediyorsan, tamamdır. Böyle bir güzelliği abuk sabuk şeyler için harcamamalı, kaybetmemelisin. Ve çoğu insanın sandığının aksine, böyle şeyler sadece masallarda olmaz. İnsan, kendi beklentilerini en aza indirgediğinde ve karşısındakini olduğu gibi, ama gerçekten olduğu gibi sevmeyi öğrendiğinde, ilişkiyi de kişiyi de yıpratan tartışmalar kalkar ortadan. Geriye kalan tartışmalar ve kavgalar da olmalı, olmaya devam etmeli. Şöyle bir ağız dolusu bağırmalısın ki, boğazın temizlensin, zehrin içinde birikmesin. Seni ne rahatsız ediyorsa çat çat söylemelisin. Ki karşındaki emek versin kendisini düzeltmek için. Ama aynısını o da yapmalı. Sen çat çat söylüyorsan, çat çat duymayı ve yeri geldiğinde kendine çeki düzen vermeyi bilmelisin. Dünyayı sen yaratmadın, bulunmaz hint kumaşı değilsin. Değer verdiğin ölçüde değer görürsün. Ve değer gördüğün ölçüde değer vermelisin.

Birlikte büyür insanlar ve birlikte öğrenirler bir çok şeyi. İlişki dili dediğimiz şey de, zaman içerisinde birlikte gelişir. Bizimle. O yüzden her gün emek göstermek gerek. İlişkiyi, günün koşuşturmacasına feda etmemek gerekir. Öpüşmeden, sarılmadan evden ayrılmamak gerekir meselâ. Kim bilir, belki son görüşündür… Ayağı ayağına değmeden uykuya dalınmamalıdır meselâ, daha kaç gecen birlikte geçecek, nereden bileceksin? Kızdın mı, tamam; bağırdın mı, tamam; cam çerçeve indirmiş de olsan geleceksin, eli elinde, gözü gözünde kalpten özür dileyeceksin, gönlünü alacaksın, sonra sıcacık, bir daha bırakmamacasına sarılacaksın.

Tüm bunlar romantik değil, bunlar emek. Hep karşından beklemeyeceksin. Karşındakinin hatalarını makineli tüfek gibi sıralamadan önce, dönüp o aynayı kendine çevireceksin. Sonra listeni yumuşatacaksın. En nihayetinde sen de mükemmel değilsin. O yüzden hep beklemek yerine vereceksin. Mutlu edersen, zaten mutlu olursun. Karşındakinin senin düşüncelerini okumasını beklemeyeceksin. Allah ağız, dudak ve dil vermiş; sorunlarını, düşündüklerini, hissettiklerini, beklediklerini anlatacaksın. Ama bunları karşındakinin kafasının etini yemeden yapacaksın. Ve onun sorunlarını, düşündüklerini, hissettikleri, beklediklerini soracaksın, önemseyeceksin; yeri gelince uygulayacaksın. Konuştuklarınız lafta kalmayacak, her ikiniz de emek göstereceksiniz.

Önce sen, sen olacaksın ve ona o olma fırsatı sunacaksın ki, SİZ olabilesiniz. Karşındakini değiştirmeye çalışmayacaksın. Değişilecekse, birlikte değişeceksiniz. Birbirinize birlikte adım uyduracaksınız.

“Nerede öyle kadın, nerede öyle adam” demeyi bırakacaksın ve her konuda olduğu gibi bu konuda da elini taşın altına sokacaksın. Çünkü sevgi emek ister. Sevgi, gerçekten her gün emek ister. Ve emek verdiğin müddetçe güçlenir, çoğalır, büyür. Kavgalar bile güzelleşir. Çünkü kavgalarla birbirini tanırsın ve karşındakinin tüm kötü özelliklerini bildiğin halde onu çok seversin. O da senin bütün kötü özelliklerini biliyordur. Böylelikle, elbiselerini çıkarmadan çıplak olursun. Sen, sen gibi; o, kendi gibi. Bunu kabullenip, büyütüp, güzelleştirip ömrünü başka biriyle paylaşmak asıl güzel olan ve bunu nasıl yapacağın sana kalmış.

Ama çıkar aklından başkalarının yaşadığı sonsuz mutluluğu. Yok öyle bir şey. Masal dediğimiz şey yok. Gerçek hayat, masallardan çok uzakta yaşanan bir şey. Romantik dizilere, filmlere kapılıp gerçek hayatını mahvetme. Fantazi onların hepsi. Madem masal yaşamak istiyorsun, kendi masalın için emek göstereceksin önce. Sürekli beklemeyeceksin. Kimse düşünce okuyamaz. Basitleştireceksin. Sana çiçek alınmasını istiyorsan “Ben çiçekleri çok seviyorum, bana arada sırada çiçek alır mısın? Bu beni mutlu ederdi.” diyeceksin. Almıyorsa, gidip sen kendin alacaksın. Başkalarının seni mutlu etmesini beklersen ASLA mutlu olamazsın. Önce sen kendi kendini mutlu etmelisin. Tek başına mutlu olmayı bilmeyen, iki kişi olunca da bilmez. Mutlu edilmeyi karşısından beklerken hem kendine, hem de başkalarına hayatı zindan eder. Bunu unutmayacak ve hayatını ona göre yaşayacaksın.

Mutluluk, kavga ve evlilik üzerine böyle bir kaç kelime işte. Kavga ediyoruz biz kısacası. Hem de çok, hem de sık sık.

Not: Bu yazıyı özel olarak soruyu soran kişiye yazmadım. Her zaman yapıyor olduğum gibi, sorulan sorudan ilham alıp ne var, ne yoksa anlattım. Yazılanların içerisinde kesinlikle kimseye karşı şahsi bir eleştiri ya da laf çarptırma yoktur. Tecrübelerimden yola çıkışlı, genele yazılmış bir yazıdır.

Sevgiyle,
Derya

Bana sorulan “garip” soruların “dobra” cevapları -4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir