Dilinin kemiği olmayınca sözün özü yansır dışarıya

Çok düşünüyorum açık sözlü olmak konusunda… Bilirsiniz; insan büyür ve yaşadıklarıyla gelişir.
Çevreme şöyle bir bakınca “sözünü sakınmayan” biri olarak bilinir olmuşum. Hatta yeni tanıştığım bir kişiyi bırakın, sevgilim bile aynısını düşünüyor.
İçime döndüm. Düşündüm. Acaba iyi bir şey mi bu, yoksa kötü bir şey mi diye.
Çünkü insan çoğu zaman çoğunluğun yapmadığını yapınca dışlanıyor, öteleniyor. Ama ben, zaten öte doğmuş olduğum için buna ömrüm boyunca alışkınım, ciddiye almam. Bence herkes istediğini düşünebilir. Ben doğru olduğumu bildikten sonra, hakkımda kötü düşüneni ya da kötü konuşanı değiştirmeye çalışmam. Bu, o kişinin bileceği bir şeydir.
Ben, bir çok kişinin de olduğunu tahmin ettiğim gibi, bütün çocukluğum ve genç kızlığım boyunca susturularak yetiştirildim. “Aman karşı gelme, aman fikrini söyleme, aman kızdırma…” Her ne kadar kimse üzülmesin diye çoğu zaman bu kurallara uymaya çalıştıysam da çoğu zaman “Ne oluyor yahu? Benim de fikirlerim var.” diyerek, kalbim ağzımda bile olsa söyledim fikirlerimi.
Çünkü (artık) çok eminim; düşündüğümü ve gerçekten hissettiğimi söylemek zorundayım ben. Herkes Mevlâna’nın sözlerini sever, birbiriyle paylaşır. Modadır sonuçta, saygı uyandırır. Yüzlerce, binlerce kişi like’lar. Ama kim uygular? Kim kendini gerçekten olduğu gibi gösterir? Ya da gösterdiği gibidir?
İşte burada çakışıyorum ben. Hissetmediğini hissediyor gibi yapmak; düşündüğümü düşünmüyor gibi davranmak önce kendime yalancılık. Başkaları zaten umrumda değil. Ama Allah’ın bildiğini neden kuldan; neden kendimden saklayayım? Neden doğru ve dürüst olmayayım?
Ayrıca bence ‘insanlar konuşa konuşa’. Ama bu kural, insanlar sadece ‘dobraca’ konuşursa işe yarar, baştan söyleyeyim. Eksik bilgi yayılmasın.
Birine gıcık olmuşsam meselâ veya kırılmışsam ya da kızmışsam, gider söylerim. Bence bu kadar basit. Aklıma, beynime, duygularıma, duruşuma uymayan bir şey oldu mu, söylerim. İçimde tutup büyütmem. Gider söylerim.
Peki bunu neden yaparım?
1- İçimde duracağına dışarıda dursun mantığıyla.
Her şeyi yutup durmaktan hasta oluyoruz. (Ben özellikle) sağlığımızdan olup yataklara düşüyoruz. Ne gerek var?
2- İnsanlar konuşa konuşa mantığıyla.
Birine gıcık olduysam ve bunu ona söylemez ve içimde büyütürsem bundan kimin ne gibi bir çıkarı olabilir? Ben belki o kişiyi yanlış anlamışımdır. Ama bunu ona söylemezsem, ona kendini anlatma fırsatı vermemiş olurum. Bu, haksızlık olmaz mı? Ve belki de içten içe o kişiye karşı içimde anlamsızca ve nedensizce olumsuz duygular büyütüyor olabilirim. Bu, beni kirletmez mi? Aynı zamanda, mevzu bahis olan şey bir insan. Belki o kişiyle konuşsak, birbirimize içimizi anlatsak anlaşırız, severiz birbirimizi. Olamaz mı? Olmasa bile, en azından içimizde bir zehir büyütmek yerine her şey söylenmiştir, insanca bir çözüm bulunmuş ya da bulunamamıştır. Ama bizim içimiz pis kalmaz. İçten hesaplı olmamış oluruz. Aklımızdaki neyse, dilimizdeki de odur ve bence en güzeli budur.

Bana öbür türlüsünü yapmak ters geliyor. O yüzden evet, sakınmıyorum sözümü. Açıkçasını söylemek gerekirse, birilerini kırarım diye de korkmuyorum. Çünkü bir şeyleri söyleme ya da yapma nedenim zaten birilerini kırmak değil, yanlış giden bir şey varsa masaya yatırıp konuşmak, düzeltilebiliyorsa düzeltmek. Düzeltilemiyorsa da onu o şekilde kabul edip yolumuza devam etmek. Çünkü hatırlatırım; hepimizin zamanı kısıtlı. Bence hiç birimizin boşa harcayacak bir dakikası bile yok. Zamanımızı doğrulukla, dürüstlükle harcayalım harcayacaksak; içten pazarcılık yaparak, dedikodu yaparak, başkaları hakkında atıp tutarak değil. Bence.

Peki böyle davranmayan kişilere karşı tavrım nasıl oluyor?

Ağız dalaşına girip kavga eden biri değilim. (Sevgilimi tenzih ederim) Bu nedenle o kişilerle derhal iletişimi keserim. Arkamdan konuşulduğunu duyduğumda eğer o kişiye değer vermişsem gider açık açık sorarım, böylece kendisini açıklamasına imkan veririm. Umursamadığım biriyse bunu yapmam ve mevcut olan bütün ilişkimi keserim.

Neden?

Çünkü insanlar konuşa konuşa. Arkamdan konuşana kadar o kişi gelip söyleyeceklerini benim yüzüme de söyleyebilirdi. Böylece belki benim de kendimi savunma ya da anlatabilme hakkım olurdu. Aksi hali zaten adaletsizlik değil mi? Evet, adaletsizlik. Demek ki söylediklerinden ve düşündüklerinden emin değil ki, gelip bana söylemek yerine arkamdan konuşmuş. Bana, kendimi anlatacak fırsatı vermeye tenezzül bile etmemiş. Şimdi ben o kişi için neden emek vereyim? Birisinin arkasından konuşmak kötü bir şeydir. O kişi orada olmadığı için kendini savunamaz. O nedenle arkadan konuşmak yerine yüzüne söylemek her zaman iyidir.

Benim adım Derya. Suyum yani. Su gibi berrak. Öyle olmayı tercih ediyorum. Ha, insanım sonuçta. Elbette ki yaptığım hatalar vardır ve olacaktır. Ama amacım ve uğraştığım şey doğruluk, dürüstlük…
Sevdiğim bir şey oldu mu, söylerim. Tebrik ederim, kutlarım, sevinçten çığlık çığlığa havalara uçarım.
Kızdığım bir şey oldu mu, söylerim. Normalde küfürlü konuşan biri olmadığım halde, yeri gelince ağız dolusu da küfrederim.
Kırılırsam gider, söylerim. İsterim ki, o kişiyi yanlış anlamış olayım ya da o kişi kendini yanlış ifade etmiş olsun ve bunu konuşarak düzeltelim. Bu emeği vermeyen kişiyi ise hayatımdan çıkarırım. Çünkü yalan dolanla, yapmacıklıkla hayatımın bir saniyesini bile geçirmek istemiyorum.
Bu nedenle evet, bir şeyi sevdiğimi söylüyorsam, gerçekten sevdiğimdendir. Ya da bir şeyin beni rahatsız ettiğini söylüyorsam, onu düzeltmek istememdendir. Ve istemediğim hiç bir şeyi yapmam. Bu nedenle “Hayır” demekten korkmam. Birilerine yaranmak için, zorla, içimden gelmediği halde tek adım atmam. Bu zamana kadar yeteri kadar zorlandık bir şeyler için, hayatımızın bundan sonraki kısmında olmayıversin.
Alışkın değiliz bu tüm yukarıda saydığım davranışlara, biliyorum. Çünkü herkes herkesin yüzüne gülüp arkasından konuşuyor. Kimin eli, kimin cebinde, kim kimle dost belli değil. Ve böyle davranmayanlar genelde ötekileştiriliyor.
Bir şey söyleyeyim mi? Bu hiç umrumda değil. Başkalarının hakkımda ne düşündüğü ömrüm boyunca umrumda olmadı. Benim önem verdiğim şey doğruluk, dürüstlük, insan gibi insan olabilmek, yeri geldiğinde dost olmak ve acı söyleyebilmek. Yüzüme gülüp arkamdan konulacağına gelip çatır çatır yüzüme söylesin, belki o anlık canımı acıtsın ama gözümü açsın, beni sarssın. Gerçek insan, bence böyle bir şeydir.
İnsan dediğin harbi olmalı. Öyle lafta sözde değil, icraatte de. Prensipli olmalı. Anlayış, sevgi, şirinlik, şekerlik bunların yanında ekstra renkler ve tatlardır. Ama bence insanın özü doğruluk ve dürüstlük olmalıdır.
Öyle, bir pazar günü anlatayım dedim. Uzun süredir bu konu hakkında kafa yoruyordum. Yoksa özel bir nedeni yok.
Sevgiler,
Derya
Not:

Bu arada, yazılarımı izinsiz (ç)alıp da ismimi silerek profilinde yayınlayan, yayınlamış ve yayınlayacak olan herkes: benim yazılarımda ve yaptığım her şeyde özel bir tılsım vardır, gözle göremezsiniz. Çalmayın, bereketli olmaz, söylüyorum şimdiden. Yoksa hepimiz ölüp gideceğiz zaten. Yıllar sonra bu kelimeler ha benim parmaklarımdan dökülmüş gibi görünsün, ha senin parmaklarından. Kim bilecek? Kim? Doğruyu ve gerçeği Allah bilecek. Yazdığımı ben bileceğim. Yazmayıp çaldığını sen bileceksin. Bu yeter.

Dilinin kemiği olmayınca sözün özü yansır dışarıya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir