Vakt-i Sükût

Bu bir suskunluk yazısıdır.

Son günlerde beni şaşırtan; dolayısıyla üzen ve malesef arka arkaya gelen olaylar oldu. Olayların ne olduğunu değil, bende ne gibi hisler yarattıklarından bahsetmek istiyorum. Birazcık…

Kırgın hissediyorum ben kendimi. Farklı farklı platformlarda, farklı farklı kişilerin benim hakkımdaki düşüncelerine şahit olmak zorunda kaldım. İşin garibi, ben aslında başkalarının hakkımda ne düşündüklerini önemsemem. İçimden nasıl geliyorsa, aklıma ne esiyorsa onu yaparım. Gönlümün el verdiği şey, hep doğru olandır benim için.

Fakat bu sefer kırıldım…  Neden blog tutmaya başladığımı, neden Facebook ya da Instagram hesabım olduğunu açıklamayacağım; neden açıklayayım ki, herkesin var! Benim gözümde, beni başkalarından ayıran bir şey yoktu. Ben, kendi çapında, uzak diyarlarda, küçücük ve sessiz bir köyde mütevazi bir hayat süren biriyim. Herkesin gibi benim de hikâyelerim var. Belki “aktif” olmamı sağlayan tek şey, paylaşma dürtüm. Belki hayatı bazen çoğu insanın görmediği gibi görüyorumdur, belki de bazen başka türlü düşünüyorumdur. Bunların doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmadım hiç. Çünkü ben artık tartışmalarla, kavgalarla, sinir stresle değil; aşkla, sevgiyle, gülümsemeyle geçirmek istiyorum kalan zamanımı.

Ben nasıl dünyada neden savaş, hırsızlık, cinayet olduğunu anlayamıyorsam; aynı şekilde neden insanların fesatlık peşinde koştuklarını, saldırganlaştıklarını ya da dedikodu yaptıklarını anlayamıyorum.

Gücüm yok benim arkadaşım. Sen, sen ve sen… Arkamdan konuşan sen, olur olmadık hikâyeler anlatan sen, sayfama gelip ağzına geleni sıralayan sen, hatta bilmeyenlere yardımcı olsun diye bir şeyler öğretmek amaçlı çektiğim videoya bile küfür eden sen; hepiniz. Hepiniz farklısınız, ama aslında benim gözümde aynısınız. Başınız isterse göğe ersin şimdi. Ben, zamanımı bu derece anlamsız dünyevî hırs ve kavgalarla geçireceğime, köşeme çekilip sanatımı yapmaya devam ederim. Fakat aradaki tek fark, artık kendimi paylaşmayacağım.

Bunun için çok üzülüyorum aslında. Çünkü ben nasılsam hep öyle oldum. Gıcıksam gıcıktım, sevimliysem sevimli, sinirliysem sinirli; ama hep ve gerçekten samimi. Benim arkamdan konuşup ya da gelip yüzüme “kafayı yemiş, psikolojisi bozuk” demenize gerek yoktu gerçekten; ben bunu, nedenleriyle birlikte bütün samimiyetimle defalarca açıklamıştım zaten. Fakat bilmediğiniz bir şey var; bu gerçeğin farkında olup da, nedenlerini kendine bahane yaratmaksızın “normal” bir insan olmaya çalışıp dengeli ve sağlıklı bir hayata sahip olabilmek için verdiğim insanüstü çaba, aldığım terapiler, klinikler, içsel savaşlar…

Ben, güzellikler vermeye çalışmak dışında hiç bir şey yapmadım bugüne kadar. Belki çok kendi kendime takıldım, evet. Fakat amacım da buydu zaten. İçimdekileri dışarı yansıtabilmek. Bu, çoğu kişiye anlamsız ya da garip geliyor olsa bile, benim için su içip tuvalete gitmek gibi bir ihtiyaç. Nasıl çişini tutamazsan, ben de içimdeki bu paylaşma dürtümü tutamıyorum. Ben bu dünyaya aşk yapmak, sanat yapmak için geldim. Bu kadar basit. İzleyen zevk alarak izledi, beğenmeyen sessizce gitti. Ama neden güzel olan bir şeyi harap etmek, zarar vermek ister ki insan? Neden hayır söylemeyecekse susmaz?

Hassas ruhum çabuk inciniyor, evet. Hoşuma gitmiyor bu, canımı acıtıyor. Her ne kadar engellemeye çalışsam da pek beceremiyorum. Hakkımda fesat düşünenler bir yerlerine kına yakabilirler artık o zaman! Dedim ya, ben zamanımı kimsenin egosunu tatmin etmek için veya insanlarla abuk sabuk laf dalaşına girmek için harcayamam. Bu dünyadaki zamanım kısıtlı ve daha yapmam gereken çok şey var. O nedenle ne kadar süreceğini bilmiyorum ama artık Facebook sayfamı kapatıyorum. Instagram hesabıma da sadece tasarımlarımı yükleyeceğim. Blog ne olur, şimdilik bilemiyorum. Bu yazıyı yazma amacımsa, bunca zamandır beni aynı samimiyetle izleyen, destekleyen, benimle paylaşan insanlar. Ortadan kaybolmadan önce onlara bir açıklama yapmam gerektiğini hissettim. En azından neden birden bire kabuğuma çekildiğimi bilmeye hakları var. Hepinize çok teşekkür ederim. Çok zor zamanlarımda yanımda oldunuz. Hatta bazen, sadece sizin sayenizde silkelendim, tekrar ayağa kalktım ya da kendimi iyi hissettim. İyi ki vardınız.

Ama soğudum, kırıldım, tiksindim, iğrendim ben. Kızgınım böyle hissetmemi sağlayanlara. Samimiyetime mâl oldukları için kızgınım. Ben çok zor bir hayat yaşadım; ömrümün çok uzun seneleri büyük kederler ve umutsuzluklarla geçti. O yüzden sahip olduğum şu ana binlerce kez şükrediyorum. Aşkı ve mutluluğu bu kadar yoğun paylaşmamın nedeni, belki benim gibi olanlar varsa, onlara umut verebilmekti. “Kötü ve zor günler varsa, iyi ve mutlu günler de var.” diyebilmekti. Egoistlik, kendine saklamak bana göre olmadığı için paylaşmak istemiştim bunu. Ama hatırlattığınız iyi oldu; egoistliği kesin öğrenmem gerek. Ben neden insanlara bir gülümseyiş, bir iyi düşünce hediye etmeye çalıştım ki? Aptallık, benim aptallığım. Siz, bildiğiniz gibi konuşun. Ortaya çıkıp harala gürele kavga edemem ben. Böyle şeyler ruhumu zedeliyor. Yıllarca özenle, emek vererek kurduğum sayfamı kapatıyor olmak üzüyor beni. Ama şu anda bunun benim için en iyisi olduğunu hissediyorum içimden. Bu hislerden sonra artık kendimi paylaşmak istemiyorum. Bir çokları “Popülerlik böyledir, ünlü olmak böyledir; alışmalısın.” gibi anlamını tam çözemediğim cümleler kurdular. İşin garibi, bana ağzına geleni söyleyip sövenler de benzer şeyler ima ettiler. Ne demek istediğinizi anlayamıyorum. Güzel insanların yaptıklarımı ara sıra takip etmesi, paylaşımlarımı beğenmesi ve bir kaç yorum bırakması güzel; ama hepsi bu. Ben ne ünlü, ne de popüler biriyim. Saçma laflar bunlar. Ben gerçekten, yaşadıklarını ve hissettiklerini dünyaya ve insanlara yansıtma dürtüsü olan, küçük bir köyde, son derece basit bir hayat yaşayan biriyim. Ne beni, ne kendinizi, ne de interneti ya da popülerliği büyütün bu kadar gözünüzde. Onun yerine biraz çevrenize, dünyanıza ya da kendi gerçek içinize bakın. Başkalarını değil, önce kendi benliğinizi görün; eleştirin, geliştirin, sevin.

Ben öyle yapmaya gidiyorum. Sadece fotoğraf ve çizimlerimi paylaştığım Falname Arts ile tırnak tasarımlarımı paylaştığım Falname Nails açık kalacak. Üzerinde en çok emeğim olan, bütün çıplaklığıyla sizlere sunduğum ben, Falname sayfam, artık kimseye açık değil. Geriye kalan paylaşma ihtiyacımı nasıl hayata geçiririm, şu anda bilmiyorum. Ama o kadar kırgınım ki, ne kimseyle konuşmak, ne de daha fazla anlatmak istiyorum. Hem eskiden internet mi vardı; yine ciltler dolusu günlük tutarım belki. Kim bilir…

Şimdi yerden yüz çevirip yâre dönüşme vakti.

falname imza

Vakt-i Sükût

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir